"VAN TOPRAĞI BENİ KENDİNE ÇEKER"


Vanlı sanatçımız Abdullah Yüce'nin

Ölümün 29. Yılı Anısına 

Sultan Sezgin: "Babam Abdullah Yüce'den duyduğum  memleketimiz Van toprağı beni kendine çeker sanki."


Birinci Dünya Savaşı sırasında 1915'te isyan eden Ermeniler katliamlar yaparak yakıp yıktığı,  güzel Van'ımızı Ruslar işgal edince Müslüman Vanlılar, canlarını kurtarmak üzere yollara düşerek göç ederler. Kimi yollarda hayatını kaybeder, kimi kaybolur, kimi memleketi  Van'a geri dönemez. 1915'den geriye küle dönen, hafızasını kaybeden Van;  hüzünlü hikayeler kalır.


Kayıp nesil Vanlı aileler ve nesilleri arasında ünlü romancımız Yaşar Kemal,  büyük halk ozanı Ruhi Su, TRT sanatçısı Mustafa Sağyaşar, Türkiye'nin önemli klasik gitar eğitmeni ve müzik insanı Ziya Aydıntan gibi saygın isimler  var. Bunlardan biri oyuncu, hüzünlü şarkıların yanık sesi, bestekar ve güftekar merhum Abdullah Yüce'dir.


Vanlılar, Abdullah Yüce'yi Van doğumlu bilir; bu nedenle  de severek dinlerler, övgüyle söz 

ederek  sahiplenirler.  Ancak 18 yaşında beste çalışmalarına başlayan 50 Taş plağı, 12,45'lik plağı, 3 Longplayı olan;  bir dizide, yedi filimde rol alan sanatçının Vanlı kimliği,  aile hikâyesi hakkında yeterli bilgi sahibi değiller.

                             

         Abdullah Yüce
           eşi Sevim hanım,
                kızı Sultan Yüce-Sezgin 

                   Abdullah Yüce'nin kızı
                      Sultan Yüce-Sezgin 


 75 yıllık hayat hikâyesini üç kelimelik "bedava geldik geçtik" sözleriyle özetleyen Abdullah Yüce'nin Van ile bağını ve hayat hikâyesini okuyacaksınız 


Ama önce…

Abdullah Yüce'nin İstanbul Yeniköy'de ikamet eden kızı Sultan Sezgin hanımefendiye ulaşmamı sağlayan, TRT ses sanatçısı, besteci, koro şefi, İstanbul'da Mehmet Özkaya Müzik Akademisi sahibi olan, değerli dostum, Vanlı hemşehrim Mehmet Özkaya'ya teşekkür ediyorum. Dostum olmasaydı okuyacağınız bilgilere ulaşmamış olacaktık.


Yönelttiğim tüm soruları içtenlikle yanıtlayan, hemşehirmiz Sultan Sezgin Hanım ile bazen hüzünlü, bazen de heyecan veren keyifli bir sohbet yaptık telefonda. 


Çoğu kız çocukları gibi babasına âşık olan Sultan Sezgin Hanım,  babası Abdullah Yüce'yi şöyle anlatıyor:

Babam 4 Aralık 1920'de İstanbul Eyüpsultan'da doğmuş, çocukluğu yokluk içinde Eyüpsultan'da geçmiş. Zorlu yaşam koşulları nedeniyle tahsil hayatını ortaokuldan sonra terk etmek mecburiyetinde kalmış. Canım babam, küçük yaşlarda sokaklarda kendi yazdığı gazel-şarkı sözlerini 5 kuruşa, beline sardığı renkli peştemalinde depoladığı nane külahlarını gazel söyleyerek 10 kuruşa satarken, tüm mahalleyi ayağa kaldırıyor. Sonra meşklerde, aile dost toplantılarına katılıp şarkılar söylüyor. 18 yaşında sanat hayatına atılıyor. 1942 yılında askere gidiyor ve Zonguldak Bartın da 4 yıl askerlik yapıyor. Orda Hasan Bayıra isimli bir şairle tanışıyor. İlk müzik çalışmalarını Ali Rıza Bey'le yapıyor. Bu yıllarda sözleri Hasan Bayıra ait ilk şarkısı olan hüzzam makamındaki "Bu Ne Sevgi Ah, Bu Ne Izdırab"ı besteliyor. Ve şöhret olmaya başlıyor. Türküler Kraliçesi Zehra Bilir ile Çakır Gazinosu'nda hayatında ilk defa sahne alıyor. 1946 yılında Fındıklı Salı Pazarı'nda sahne hayatına atılıyor. O günlerde Kürt Cemil'in yerinde zamanın ünlü sanatçılarının yanı sıra sahneye çıkıyor.  


İkram Bey,  Cemil babama, "Sen benim hemşehrimsin, sana on lira vereceğim" diyor.

Daha sonra 1949 yılında ilk plak çalışmasını yapıyor. Sanat hayatı boyunca, Sadettin Kaynak, Selahattin Pınar, Kemanî Hacı Maksut, Kadri Şençalar, İsmail Şençalar, hocası udî Edip Erten ve Ali Rıza Bey gibi üstatlardan feyz alan babam "Arkadaş", "Kara Sevda" ve "Hicran Yarası" gibi çeşitli sinema film çalışmalarının yanı sıra Beyoğlu Belediye Meclis üyeliği yaptı. 1993 yılında 'Süper Baba' dizisinde rol alan babam diziye severek özenle yer aldı.

Bu Ne Sevgi Ah Bu Ne Izdırap / Bir Sigara İç Oğlan / Akan Göz Yaşım/ Hiç mi Gülmeyecek Benim de Yüzüm/Söyle Bana Doktor/Bir Selam Vermeden/Aşkınla Harap Oldum/Ölürsem Kabrime Gelme İstemem ve daha birçok şarkısı hala dillerde olan babam bir rekor sahibiydi. 


1949'da bestelediği 'Bu Ne Sevgi Ah, Bu Ne Izdırap' şarkısıyla (1 milyon 800 bin adet plak) satış rekorları kırarak tarihe geçti. Babam bu eseri plağa okumdan iki gün önce Eyüpsultan'a giderek "Yarabbi! Beni utandırma,"  diye dua ediyor. Kayıtta Saim Özsoy, İsmail ve Kadri Şençalar, Şükrü Tunar ve Necdet Gezen var. Dört şarkı için babama 250 lira verecekler. Babam 50 lira avans alarak kış olduğundan gidip bir çift ayakkabı alıyor. Babam hayatını şerefiyle kazanmak için mücadele vererek her işi yapıyor. 


Mesela meşhur Kasımpaşalı hanende Şerbetçi Hüseyin ile cami camii dolaşıp mevlid okuyor.  Kravatsız, tıraşsız dolaşmazdı. Tambur çalardı. Selahattin Pınar tamburunu babama hediye etmiştir. Hep kendi eserlerini, bestelerini okumasıyla değer kazanan babam 27 Kasım 1995 Pazartesi günü 75 yaşında aramızdan ayrıldı şimdi anıları ve eserleriyle aramızda yaşıyor. Tamburunu ve özel bazı eşyalarını Eyüp Müzik Vakfı'na bağışladık.


Alinizde müzikle uğraşan kimse var mı Sultan Hanım.

İkram Bey, babam; annem ve biz çocuklarını müzik ve sahne dünyasının çalkantılı hayatından ve kendi çocukluğunda yaşadığı yoksunluklardan uzak tutarak aile yaşamı kurmaya çalıştı. Ve bunu da başardı. Babamın Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en büyük temsilcilerinden şair, yazar, siyasetçi, diplomat Yahya Kemal Beyatlı ile yakın dostluğu vardı. Sevim Tanürek, Hamiyet Yüceses, Zehra Bilir gibi sanatçılar evimize konuk olurdu.  Sesim güzel olmasına rağmen beni sahne dünyasından uzak tutu. 


Bir dönem Sarıyer Türk Sanat Müziği Korosu'nda babamın şarkılarını seslendirerek müzik kabiliyetini değerlendirmeye çalıştım ve TRT sanatçısı olmak istedim. Daha sonra bu çabamdan vazgeçtim. Bir gün emeklilik için sigortalı çalışmak istediğimi babama söyledim. Rahmetli babam, kızım kendi imkânlarımla senin emekli olmanı sağlayacağım dedi ve vefat etmeden bunu sağladı.


Sultan Hanım babanızın Vanlı olduğunu biliyoruz. Van'la ilgili bir biligi sizlerle paylaştı mı? 


Bababaannemin adının Sultan, dedem İstiklal Madalyası sahibi Hafız İsa Efendi'nin Vanlı olduğunu babam söylerdi. Ben babanannemin  adını taşıyorum. 


Van'dan İstanbul'a uzanan hüzün dolu aile hikâyesini  duygulanarak anlatan Sezgin Hanım sözlerine şöyle devam ediyor:

Babamdan dinlemiştim. 

Van'da 1915'te Ermeni isyanı, katliamlar ve

Ruslar işgali yaşanıyor. Bunun üzerine Vanlı Müslüman aileler muhacir olarak Türkiye'nin dört bir yanına dağılıyorlar. Bizim ailemizde onlardan biridir. Ailemizin bir kısmı Mardin'e Gazi ve İstiklal Madalyası sahibi olan dedem, babaannem ile birlikte  Diyarbakır üzerinden İstanbul'a göç ediyor. Babam ve Seher isminde halam İstanbul'da Eyüpsultan da doğuyor. Babaannem İstanbul'da yağan yoğun yağmur suları içinde babamı okuldan alamaya giderken zatürree oluyor, sağlığına kavuşamayınca hayatını kaybediyor. Babam 6, halam 2 yaşında öksüz kalıyor. Dedem başka evlilikler yapıyor, onlardan çocukları oluyor. Bu evlilik sonrası vefasızlık göstererek babama ve halama sahip çıkmıyor. ve terkediyor. 


Halamı evlatlık veriyorlar, babam 13-14 yaşında 25 kuruş yevmiye ile Eyüpsultan da köklü bir ailenin yanında çalışıp tuğla harmanlarında yatıp kalkıyor. Kimi boş zamanlarında Pierre Loti ve Şeyh Sadi'nin tekkesini ziyarete gelen turistlere takılıyor. Kimi zaman vapur iskelesinin yanındaki gazinoda çalan sazları, hanendeleri dinliyor. Haliç'ten çekilen çamurla yapılan tuğla, zahmetli olduğundan küçük bedeni fazla dayanamıyor ve işi bırakıyor. Feshane'deki Sümerbank bez fabrikasına vargelci olarak işe giriyor. Düğmeciler' de, bugünkü Taşlıtarla, Metris, Küçükköy sırtlarını kiralayan, buğday, arpa, yulaf ekip biçen Çarşambalı Hasan Ağa olarak ünlenmiş iyiliksever adam babamı evlatlık alarak çiftçi yapıyor. Sonrasında kahvede komi olarak çalışıp orda yatıp kalkıyor. Yüksekkaldırım da kahvesi olan Kürt Memet adlı bir kabadayı destek olunca sahne almaya başlıyor. Aslen Bursalı olan annem Sevim hanımla Sultanahmet'te tanışıp severek evleniyorlar. Tünel'de Kürt Cemil'in salonunda düğünleri oluyor. Selahattin Pınar, Sadettin Kaynak beylerin huzurunda evlilik hayatı başlıyor.  Ben ve benden 8 yaş büyük abim Cem dünyaya geliyor. Benim adımı babam, abimin adını Yahya Kemal Beyatlı koyuyor. Babam anne özlemiyle yanıp kavrularak vefat etti.  Derdi ki, ne zaman bir anne görsem burnumun direği sızlar. Sokakta anneme benzeyen birini görsem, heyecanlanır yüreğim yanar. Babam çok çile, meşakkat çekmiş. İçinde fırtınalar yaratan duygularını bestelerine yansıtıyor. Rahmetli babam ve bugün 86 yaşına ulaşan annem dedemden, babaannemden Van ile duyduklarını bize şöyle anlatırlardı:


Evimiz, atalarımız Van Kalesi güneyinde (Edremit,  Gevaş olabilir) göle yakın ilçesindeymiş. Ben Van'ı görmedim ama evimizden Van peyniri, Van konusu eksik olmaz. Gördüğüm Vanlılara hemşehrim derim.

Babamdan duyduğum Van toprağı beni kendine çeker sanki. Kitaplarda, internette araştırıp okuyarak memleketimiz hakkında bilgi sahibi oldum. İsmini duyduğumda heyecanlanıp duygulandığım Van, bana göre dünyanın en güzel şehirlerinden biridir. Van'a gelmek çok istedim ama uçak korkumdan dolayı gelemedim ama görmek istiyorum. Mardin'deki akrabalarımız Van'da arazilerimizin olduğunu ama uğraşmak gerektiğini söylediler. Bende bu tür şeyleri yapamayacağımı, kimsenin evi barkıyla uğraşamayacağımı belirterek, bir lokma ekmeğimiz bize yeter. Kimseyi rahatsız edemeyeceğimizi anlattım. 


Dede baba toprağımız Van'a ve sevgili Vanlılara kucak dolusu selamlar, saygılar gönderiyorum.


Vanlı öksüz, yoksul bir çocuğun yürek yangınından ölümsüz eserler, büyük bir sanatçı çıkaran, şarkıların adamı Abdullah Yüce'nin 1945 yılında Odeon Plak'ta taş plağa okuduğu "Semaverim Fıkırdar" türkü formunda bir şarkısı var. Şarkıyı dinlediğinizde Van kültürünü, şivesini, lezzetini sözlerde, ezgisinde ve vurgusunda bulursunuz.


Bu söyleşimizi okuyan,  Vanlı Mahmut Aldı dostumuz  da Abdullah Yüce ile  sağlığında tanıştığını, Gevaş İşkirt köyündeki arazileriyle ilgili tapu işlerine yardımcı olduğunu ve sohbet ettiklerini belirterek şunları söyledi:

" Sayın Abdullah Yüce ile 1975' te Ankara Göl Gazinosunda sahneye çıktığı günlerde Urfalı ses sanatçısı  bir arkadaşım tanıştırdı.  ":Ben Van ili Gevaş ilçesi İşkirt köyünden İsa oğlu Abdullah Yüce'yim diye kendisini tanıttı. Daha sonra birlikte yemeğe gittik.Bana " Hemşerim sizden bir ricam olacak diyerek.Bizim İşkirt köyünde arazilerimiz var onların kayıtlarını bize gönderme gibi bir durumunuz olur mu?" deyince olur dedim ve Van'a dondüğümde.Gevaş Tapu Müdürlüğüne giderek o zamanki şartlarda kayıt almak rahattı. Müdür beye söyledim.O da bizim işimiz çok  al İşkirt köyü kütuklerini kendin çıkar demesi üzerine.Bu şekilde 15 parca tarla ve bir ev kaydını çıkararak.Sayın Yüce'nin verdiği Bağlar Mevkii Üsküdar İstanbul adresine iadeli taahhütlü gönderdim Ancak bana bir mektup veya telefonla dönüş yapmadı.

Yıllar sonra Bursa'da  Uluyol üzerinde Arnavut bir dostumun Pavyonuna misafirdim.Garson bir şişe viski ve bir paket Mallbora sigarası getirdi. Ben sigara içmedigim için böyle bir talebimin olmadığını söyledim.Garson size ikram olarak gönderildiği ve ikramda bulunan  beyefendinin  biraz sonra yanınıza geleceğini söyledi ve gitti. Gerçekten de bir saat sonra sahneye çıkan Abdullah  Yüce beni selamlaştıktan ve sahnesi bittikten sonra  yanıma gelerek yüzümde öperek  "hemşehrim siz bana  tapu kayıtlarını gönderdiniz ama ben size geri dönüş yapıp bir teşekkür dahi etmedim.Simdi bu fırsat size tesekkur etmeme vesile oldu" dedi ve o geceyi birlikte  sohbet ederek geçirdik.Allah rahmet etsin mekanı cennet olsun.Sizinde yüreğinize sağlik sayın Kali. Sağlıklı uzun yaşamlarınız olsun.

Özetlersek.

"İnsanın kökü neredeyse gövdesi ve ruhu oradadır"  diye bir söz var. Besteleri, güfteleri, yorumu hüzünle yoğrulan Abdullah Yüce de kökleri burada olan Vanlıdır.  Mekânı cennet, ruhu şad olsun. 


1915'te savrularak memleketiyle bağları kopan kim bilir daha ne kadar çok Vanlı hemşehrimiz var.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mustafa Yıldızbaş ile Geçmişe Yolculuk

VAN’A DEĞER KATAN MUHTEŞEM PROJE

ESKİ CEZAEVİ CADDESİ'NİN BİLİNMEYEN HİKAYESİ