Mustafa Yıldızbaş ile Geçmişe Yolculuk
“Hayat, kimi zaman köy yollarında başlar, bazen bir sobanın başında, bazen bir sınıfın sessizliğinde büyür...”
Kibarlığı, sevgi ve hoşgörüyü uzun boylu, güçlü fiziki yapısında taşıyan Mustafa Yıldızbaş, beden eğitimi öğretmeni, voleybol, basketbol, hentbol ve futbol müsabakalarının başarılı hakemi olarak adını hafızalara ve öğrencilerinin gönlüne kazımıştır. Öğretmen emeklisi Mustafa Yıldızbaş’la öğrencilikten öğretmenliğe, sporculuktan hakemliğe uzanan geçmişe yolculuk yaptık.
Oğuzların Çepni boyuna mensup, Sünni Türk kökenli Küresinli topluluğuna mensup Vanlıyım. Ailemiz 1915 öncesinde İran’ın Batı Azerbaycan bölgesinde yaşanan sıkıntılar üzerine Türkiye’nin teşvikiyle Van’a göç etmiştir.
1949 yılında Van’ımızın Alaköy köyünde dünyaya geldim. Babam Mehmet Yıldızbaş, geçimini topraktan kazanan bir çiftçiydi. O yıllarda evin tek çocuğuydum. Zamanla dokuz kardeşim daha oldu ama kader ağır yüzünü gösterdi; hepsi birer birer vefat etti.
“Bana umut ve destek verdi”
İlkokula Alayköy’de başladım. Öğretmenim zekâmı fark ederek babamı çağırdı; “Bu çocuk çok zeki, mutlaka okutulmalı” dedi. Babam o gün gözlerimin içine bakarak, “Oğlum bilsem açlıktan öleceğim seni sonuna kadar okutacağım” diyerek bana umut ve destek verdi. İçimde bir sevinç kıvılcımı çakmıştı. Böylece eğitim için Van’a taşındık. Bahçıvan Mahallesi Muhacir Sokak’ta, Kılıçlı Baba Türbesi’nin hemen yanı başındaki eve yerleştik.
“Ortaokula sınavla girdim”
O yıllarda ortaokula öğrenci alımı sınavla yapılıyordu. Sınava girdim. Bu sınavı kazanarak Kavaklarla bezeli , kenarından kehriz suyu akan İskele Caddesi üzerindeki tarihi Atatürk Lisesi Ortaokulu kısmına kaydoldum.1965 yılında mezun oldum. Lise eğitimime Atatürk Lisesinde devam ettim. 1968’de mezun olduğumda, zihnimde öğretmenlik aşkı, kalbimde ise ülkeye faydalı bir birey olma arzusu vardı. Sınıf arkadaşlarım arasında bugün de ismi kulağımda yankılananlar var: Mahmut Eskitaşçıoğlu, Mine Yörük Eskitaşçıoğlu, Erdal Yeltekin, Adnan Kitapçı, Yalçın Soydan, Ayla Nalçacı... Müdürümüz Bahattin Özen’di. Daha sonra müdürlük görevini Servet Aydınoğlu devraldı. İngilizce öğretmenimiz Kurban Akturan, Sosyal Bilgiler öğretmenimiz ise Nazif Bayramoğlu’ydu.
“Kız ve erkek öğrenciler kasket takardı”
Lisede okuduğumuz yıllarda kız ve erkek öğrenciler kasket takardı. Atatürk Lisesi’nin kasket kurdelesi sarı, Erkek Sanat Enstitüsü’nünki yeşil, Ticaret Lisesi’nin kırmızı, Kız Meslek Lisesi’ninki de yeşildi. Şapkası olmayan öğrenciler derse alınmazdı. Bu yüzden arkadaş dayanışması gelişirdi. Derse giren öğrenci, pencereden şapkasını dışarı atarak arkadaşının derse girmesine yardımcı olurdu.
“ Doktorluk, mühendislik mi kazandın?”
O dönemde üniversite sınavları yalnızca büyük şehirlerde yapılıyordu. Ankara'ya trenle gidip sınava girdim. 33 bin adaydan biri bendim. Sınav sisteminde tercih hakkı yoktu; puana göre yerleşirdiniz.Sınav sonuçları açıklandı. İngiliz Dili ve Edebiyatı (Filoloji) bölümünü kazandım. Babama sınavı kazandığımı söyledim. “ Doktorluk, mühendislik mi kazandın?” diye sordu. Bölümü söylediğimde yüzünde şaşkınlık vardı. “Bu loloji okulu ne zaman çıktı oğlum? Mezun olan ne iş yapar?” diye sordu. Ben de sabırla İngilizce öğretmeni olarak çalışabilirim. Tercümanlık yapabilirim. Bazı devlet kurumlarında görev alabilirim dedim. Ama içi rahat etmedi. “Sen bu okulu bitirip bizden ayrılırısın. Bizi de yalnız bırakır unutursun. Bu okula gitmeni istemiyorum” dedi. O zaman parayla okunan dişçilik, eczacılık, hukuk gibi özel üniversite bölümleri vardı. Biz köydeki tarlamızın tamamını satsaydık okulun parasını ödeyemezdik. Dolayısıyla özel üniversite okuma şansım olmadı.
“Yokluklar içinde çok şey başarmaya çalıştım”
Van Kız Öğretmen Okulu’nun fark derslerini vererek öğretmen olmaya karar verdim. Altı dersten beşini geçtim, biri kaldı. Sonra onu da verdim. Ve öğretmenlik mesleği böylece başladı. İlk görev yerim, Selimbey Mahallesi Kaleardı bugünkü adıyla Vanlı Şehit Kemal Görgülü İlkokulu oldu. Sonrasında askerlik görevimi er öğretmen olarak tamamladım. Yeşilsu (Amik) Köyü’ne atandım. 60 hanelik bu köyde, birleştirilmiş sınıflarda yokluklar içinde çok şey başarmaya çalıştım. Amik şehre o zaman uzak bir köydü. Öğrencilerimi öğretmen okullarına hazırladım. Birçoğu sınavı kazandı, ama öğretmen olarak atanacakları sene alınan bir kararla hakları ellerinden alındı. Öğretmenleri olarak benim de, ailelerin de öğrencilerin de içi yandı. Hayaller gerçekleşecekken bir kuş misali çocukların elinden uçup gitti.
“Sahneyi aydınlatıp piyes sahneledik”
Köyde öğrencilerimle tiyatrodan halk oyunlarına kadar çeşitli etkinlikler hazırladım. Ama yokluklar, imkânsızlıklar vardı. Hazırladığım tiyatroyu sahnelemek için aydınlatmaya ihtiyacım vardı. Halk Eğitim Araçları Müdürü rahmetli Fevzi Levendoğlu abimizi ziyaret ederek destek istedim. Projeksiyon vererek destek oldu. Ayrıca öğrenciler için matematik, fen bilgisi, sosyal bilgiler ve halk sağlığı ile ilgili dialar vererek sınıfta kullanırsın dedi. Projeksiyon lambasıyla sahneyi aydınlatıp piyes sahneledik. Köylüler büyük beğeni ve heyecanla izledi.
“Oğlum havada hangi gazlar var”
Okul lojmanında kalıyorum. O sene teftiş vardı. Kış ve kar var. Okulun önüne saat üç sıralarında araç yanaştı biri indi. “Öğretmen kim” diye sordu. “Müdürü de öğretmen de benim.” “Sınıfa geçelim, öğrenciler var mı” dedi. Sabah üç ders öğlenden sonra iki ders yapıyoruz. Öğrenciler evlerine gitti. Müfettiş bey "Kaç yıldır buradasın, ne yapıyorsun" diye sordu. İki yıldır buradayım. Yalnız imkân olursa şehir merkezine gelmek istiyorum. Öğrencilerim gayet başarılı, sosyal kültürel faaliyetler yürütüyorum. “Öğrencilerin başarı seviyesine bakacağım yeterliyse sana yardımcı olacam” dedi. Sınıfta babayiğit bir öğrencim var: Ramazan. Ramazan okula pek gelen biri değildi. Ben de yardımcı olsun diye okula getiriyorum. Ramazan’a “Oğlum havada hangi gazlar var” diye sordu. “Öğretmenim bizim köyde Şerafettin’in gazları vardı. Yılbaşı gelince gazları alıp götürüp Van’da sattı. Bizim köyde gaz kalmadı.” Ramazan havadaki gazları soruyorum. “Öğretmenim bende uçan gazları diyorum” dedi. Müfettişle gülüştük. Müfettişin geldiğini haber alan öğrencilerin birçoğu okula geldi. Müfettiş öğrencilerin seviyesini sorularla görünce şehir merkezine bir kişi alınacaksa o da sensin dedi. O zaman Milli Eğitim Müdürü ve İlköğretim Müfettişi de atma ve yer değişikliklerine karar veriyordu. Teftiş sonrası Van Merkez Hacıbekir İlköğretim Okuluna atadılar.
“Sınavı başarıyla geçerek Beden Eğitimi Öğretmeni olmaya hak kazandım.”
Milli Eğitim Bakanı Mustafa Üstündağ dönemiydi. Sekiz yıllık temel eğitime geçileceği ve bunun altyapısını oluşturmak amacıyla müzik, beden eğitimi ve kültür derslerine öğretmen atanacağı duyurulmuştu. Başvurular alınmaya başlandı. Spora olan ilgim nedeniyle ben de beden eğitimi öğretmenliği için müracaat ettim. Her ilden yalnızca bir kişi seçilecekti. Van’dan 15 öğretmen bu görev için başvuruda bulundu. Dönemin Milli Eğitim Müdürü Ferit Taş’ın başkanlığında bir komisyon kuruldu ve sınav yapıldı. Sınavı başarıyla geçerek Beden Eğitimi Öğretmeni olmaya hak kazandım.
“Öğrencilerimi spora teşvik ettim”
İstanbul Kabataş Lisesi’nde eğitime tabi tutulduk. Başarılı olanlara sertifika verildi. Ayrıca isteyenlerin açık öğretim yoluyla Spor Akademisi’ne geçiş yapabileceği söylendi. Ancak benim bu imkânı değerlendirme şansım olmadı. İlk ve ortaokullarda haftada 25 saat derse girerek görevime başladım. Kazım Karabekir Lisesi, Ticaret Lisesi, 50. Yıl Ortaokulu, Cumhuriyet, İnönü, İrfan Baştuğ, Tunca Uras ve Hacıbekir ilkokullarında çalıştım. Bu okullarda basketbol, voleybol ve kros takımları kurarak öğrencilerimi spora teşvik ettim.
“Futbol hakemi oldum”
Bir gün okula, Sağlık Meslek Lisesi’nde voleybol hakemliği kursu açılacağına dair bir yazı geldi. Katılmak isteyenlerin başvuru yapması isteniyordu. Ben, Şerif Dede, Celal Özbahçeci, Nimet Badem ve diğer bazı arkadaşlarla birlikte kursa başvurduk. Ardından, eski milletvekili ve futbol hakemi Aydın Arvas’ın açtığı futbol hakemliği kursuna katıldık. O dönem Van’da hakemlik yapan isimler arasında Fevzi Budak, Ahmet Eriş, Şerif Dede, Celal Özbahçeci, Alkan Güner ve Ahmet Demir vardı. Kursu başarıyla tamamladım ve futbol hakemi oldum.
“Bedenen ve ruhen kendimi hazırlardım”
Van Gençlik, Şengençler, İkinisan, Erekspor, Jandarma Gücü ve Erciş gibi amatör kulüplerin maçları oldukça çekişmeli geçiyordu. Fiziki yapım ve eğitimci kimliğim, hakemlikte başarılı olmamı sağladı. Klasman hakemliği seviyesine ulaşmıştım. Tarafsız bir şekilde maç yönetebilmek için kuralları dikkatle okur, beden ve ruhen kendimi hazırlardım. O dönem Beden Terbiyesi Bölge Müdürü olan rahmetli Saffet Demiroğlu, aynı zamanda hakem komitesi başkanıydı. Derbi maçlarda beni yan hakem olarak görevlendirirdi.
“Futbolu elle oynuyorsun, topu kucakta taşımıyorsun “
Daha sonra hentbol hakemliği kursu açıldı. Ancak Van’da hentbolu bilen yoktu. Deplasmanlarda voleybol ve basketbol maçlarına giderken, bulunduğumuz illerdeki hentbol antrenörlerinden oyunun kurallarını öğrendik. Onlar da bize esprili bir dille “Futbolu elle oynuyorsun, topu kucakta taşımıyorsun, bu kadar basit,” dediler. Ardından Reşit Göğüş, Atatürk Lisesi'ne beden eğitimi öğretmeni olarak atandı ve hentbol il temsilcisi oldu. Ben ve Cengiz Amiklioğlu hakem olduk. Atletizm, voleybol ve basketbol branşlarında da bölge hakemliği yaptık.
“Başarılarıyla her zaman gurur duydum.”
Okullarda kurduğumuz takımlar çok başarılıydı. Yetenekli öğrencileri Ticaret Lisesi’ne yönlendirirdik. Bu lise, hentbol branşında iddialı bir okul haline geldi. O takımda yer alan öğrencilerden biri de bugünün Van Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Necdet Takva idi. Türkiye şampiyonalarına katıldık ve başarılı sonuçlarla döndük. Beden eğitimi öğretmeni olarak yüzlerce başarılı genç sporcu yetiştirdim; onların başarılarıyla her zaman gurur duydum.
“Esnafı, memuru, köylüsü, öğrencisi salonu doldururdu”
Okul maçlarının oynandığı Beşyol İskele Caddesi’ndeki 800 kişilik spor salonu tıklım tıklım dolardı. Milli maç havasında geçen müsabakalar büyük heyecan yaratırdı. Salonun şehir merkezinde ve yürüme mesafesinde olması, halkın spora ilgisini doğrudan etkiliyordu. Esnafı, memuru, köylüsü, öğrencisi salonu doldururdu.
Emeklilik sonrası Ankara’ya taşındım. Ancak sosyal anlamda uyum sağlayamadığımızı fark edince çok sevdiğimiz memleketimiz Van’a geri döndük. Bugün emekli öğretmen ve spor insanı olarak müsabakaları takip ediyor, gençlerin sporla gelişimine katkı sunmanın huzurunu yaşıyorum.
İkram bey tarihe not düşen söyleşiden dolayı çok teşekkür ederim.











Yorumlar
Yorum Gönder