VAN'IN KARCILARI VE DONDURMACILARI

 


Teknolojik gelişmelerle birlikte üretim biçimlerinin hızla değişmesi geleneksel mesleklerin kaybolmasına yol açtı. Kaybolan veya unutulmaya yüz tutmuş meslekleri tanıtmak ve anlamak, sadece tarihi bir gerçeklik değil, aynı zamanda sosyolojik, psikolojik ve duygusal bir zenginliktir. 

Geçmişimize ve kültürümüze olan bağlılığımızı pekiştiren önemli unsurlardan biri olan bu meslekler, aklın hünerinin nişaneleri olarak kabul edilebilir; zarafet, ince işçilik, dikkat ve titizlik gerektirirler.

Van gibi “gelişen” göç  alan şehirlerde teknolojiye yenik düşerek zamanla kaybolan önemli meslekler bulunmaktadır. Van'ın kültür ve sosyal yaşamında öne çıkan ancak bugün anılarda kalan mesleklerden biri 'Dondurmacı'lar diğeri 'Karcı'lardır. 

Dağdan kar getiren esnaflar “Karcı”, dondurma yapan ve satanlar ise  " Dondurmacı" olarak şehirde, çevrelerinde tanınır bilinirlerdi.

Vanlı karcıların ve dondurmacıların hikâyelerini ilk kez anlatan bu makale kentin belleğine katkı amacıyla hazırlanmıştır.  

           Dondurma satan İsmail Kali 1963


Makale 1945’de Van’da  ilk pastaneyi açan, işletmesinde kar kullanılarak yaptığı dondurmayı satan, Vanlıların anılarında yer eden üzümlü kocaman kek, yanında buz gibi limonata sunan Nuri Sönmez Usta ile birlikte uzun yıllar çalışan yeğeni İsmail Sönmez... Ev işletmesinde 1940’lı yıllarda dondurma yaparak arabasında satan Dondurmacı Sıddık Taşdemir’in oğlu Faruk Taşdemir, bir dönem evlerinde  geleneksel yöntemle yapılan dondurmayı satan İsmail Kali,  Dondurmacı Süleyman Avcı'nın oğlu Hasan Avcı, dondurma yapan ve satan İbrahim Tekkuş, dondurma satan Mahmut Aldı ve daha birçok canlı kaynaktan edinilen bilgiler ve uzun araştırmaların üründür.

KARCILAR 

Kar ve buzun yeme-içme adetlerine girmesi milattan öncesine kadar tarihlendirilmektedir. Bizans ve Selçuklu dönemlerinde de, Anadolu’da kar ve buzun özellikle içeceklerin soğutulmasında kullanıldığı bilinmektedir. Evliya Çelebi İstanbul’da Osmanlı dönemi esnaflarını anlatırken Karcıbaşı tarafından saray mutfağına, helvahaneye, harem-i hâssa, Sadrıâzam’a, yedi vezire, Şeyhülislâm ve Kazazker’e kar dağıtıldığını seyahatnamesinde yazar. 

Van şehir merkezine elektrik ve buna bağlı soğutucu, dondurucu, dondurma makinalarının henüz olmadığı 1930-40’lı yıllarda  zahmetli ama önemli mesleklerden biri  karcılıktı.  Karcılar yaz mevsiminde insanların soğuk içeceklerle serinlemesi, geleneksel yöntemlerle dondurma yapabilmeleri için Erek Dağından eşek at sırtında kar  getirirlerdi.

Yoğun emek, sabır isteyen karcılık mesleği Erek Dağı’na yakın mesafede bulunan, günümüzde merkez İpekyolu ilçemize bağlı Kevenli (Şuşanıs) ve Dermanköy mahallesi köylülerince yapılmaktaydı. Karcılar; Girgin Tuğrul, İsmail Bekleyen, Bahattin Bekleyen, Abdullah Bezir, Emin Gölgülü, Fahrettin Gölgülü ve diğer isimlerden oluşmaktaydı. 

                          Kar kalıpları 


KAR KUYULARI

Van Gölü’nün muhteşem manzarasına hakim konumdaki Erek Dağı, şehir merkezinin güneydoğusunda yer almaktadır. Üç bin iki yüz metre yükseklikteki Erek Dağının bağrına kışın bolca yağan kar yığınları havaların ısınmasıyla birlikte eriyip su olarak yer altına sızar. Kaynaklardan doğan kar suları kehrizlerden  içme-sulama,  Zernabat çeşmelerinden içme suyu ihtiyacını uzun yıllar karşılamıştır. 

Van şehrinin doğal simgelerinden Erek Dağı ve karı Van türkülerine, deyimlerine, şiirlerine konu olmuştur. 

Vanlı halk müziği sanatçısı Atakan Çelik ünlü  “Vanlıyam Şanlıyam” türküsünün ikinci dörtlüğünde “ Ereğin karı mennem/Gün vursa erimenem/ İstersen zulmet mana Vanlıyam gücenmenem” dizeleriyle Erek Dağının karı ve Vanlıların engin hoşgörüsünü anlatır.

Sarıkamışlı akademisyen şair yazar Gürsoy Solmaz Van'da görev yaparken yazdığı “Van Erek Dağı” şiirinde “Sende sert eser rüzgar/ Zirven soğuk tipi kar/Sende elbet çok şey var/Görünsen de taş Erek…” diye seslenir

Yerel sanatçı Nevruz Ortasaç, “ He vallah men Vanlıyam” türküsünde ” Erek Dağı'nın gari/  Akar gider sulari,/ Menim bu deli gönlüm/ Arzular nazlı yâri/ He vallah men Vanlıyam/ Men bir deliganliyam…”  der.

Yedi dağa, bir bağa” Van deyiminde Erek Dağı zirvesine yedi kez kar yağdıktan sonra şehir merkezine (eskiden bağlık olan)  kar yağdığında kış mevsiminin artık geldiği kabul edilir.

KAR  KUYULARI 

Kar Erek Dağı'nın doğusunda güneş görmeyen Kurtlar Deresi olarak adlandırılan bölgede doğal ve yapay Kar Kuyularından kar temin edilirdi. Van şehir merkezine 15 km mesafedeki Sarmaç ( Kopanıs) mahalle/köyüne komşu Kar kuyuları 10-15 m, genişliğinde, 15-20 m uzunluğunda 5-6 m derinliğinde olurdu. Osmanlı döneminde  kar kuyularına “karhane”, kar ve buz satıcılarına ise “karcı” adı verilmekteydi. en

              Kar taşıyan eşekler 

Vanlı karcılar şubat ve mart aylarında yağan ilk karı kar kuyularına basarak yaz mevsimine hazırlarlardı. Kar yağışı öncesi kuyunun zeminine saman serilir, yılın ilk karı 50 cm yüksekliğinde, kuyunun hacmini kapsayacak şekilde doldurularak küreğin tersiyle sıkıca dövülerek ayaklarla çiğnenerek basılırdı.  Sıkıştırılan kar yığınının üzerine bir kat daha kar atılarak sıkıştırma yapılırdı. Kuyu doluncaya kadar devam eden kar seriminde bu işlemler tekrarlanırdı. Kış mevsimi boyunca iyice sıkışarak sertleşen kar kitlesi kristalleşirdi. Bahar ayı yaklaştığında karcılar kar kuyularının üstüne saman, keçe ve ot serilerek erimemesi için önlem alırdı. Böylece kar kitleleri yaz mevsiminde satışa hazırlanmış olurdu. 

Yapay kar kuyularının yanı sıra Erek Dağının güneş görmeyen kuytu obruklarında, doğal çukurlarda biriken kar kitlelerinden de yaz boyunca kar elde edilirdi. 

KAR DAĞITIMI 

Havaların ısınması, dondurma yapımının başlamasıyla birlikte karcılar kar dağıtımına başlardı. Her karcının dört beş eşeği olurdu. Bir eşek 8-10 kalıp kar taşırdı. 

Gece yarısı sonrası hayvanlarıyla Erek Dağına tırmanan karcılar kar kitlesinin kirlenmiş yüzeyini sıyırarak temiz kısmından testereyle dikdörtgen (0.30x 0.30x80) ebadında  kar kalıpları  keserek telis veya yün çuvala doldurur hayvanların sırtındaki heybelere yüklerlerdi. Heybelerin üstü keçe veya yün örtü ile örtülerek erimeden şehir merkezine ulaştırılırdı. Karcı esnafı bu şekilde dondurmacıların, lokantaların kar ihtiyacını 4-5 ay karşılardı. 

Dondurma yapan ev tipi işletmelere, dondurma, limonata, şerbet yapan pastanelere, parklara, lokantalara, kahvehanelere, kar ihtiyacı olan ailelere yaz boyunca  kar servisi yapan karcılar  emek dolu bu mesleği 1970’li yılların sonuna  kadar sürdürdü. Modern dondurma makinalarının, soğutucuların yaygınlaşmasıyla birlikte karcılık mesleği de kayboldu.

  

    Ahşap ahşap fıçı ve içinde dondurma         yapılan metal fıçı 

KAR İLE DONDURMA YAPIMI

Eski dönemlere dair anlatılan hikâyelere göre dondurmanın ilk ortaya çıkışı Roma İmparatoru Nero (M.S. 37-68) dönemine dayanmaktadır. Dünyanın hemen her yerinde ortak bir lezzet olan, dondurma besin değeri yüksek doğal malzemeler ile yapılan serinletici yaz yiyeceğidir. 

Tarihinin insanoğlunun karla tanıştığı ilk güne dayandığı söylenen modern dondurma Türkiye'de yaklaşık yüzyıl önce İstanbul'da üretilmeye başlanmış, buradan Anadolu'ya yayılmıştır. Küçük imalathaneler haricinde ilk modern dondurma tesisi 1957 yılında  Ankara Atatürk Orman Çiftliği'nde kurulmuştur.  

Karın büyüsüyle eşsiz bir lezzet şölenine dönüşen geleneksel yöntemlerle dondurma yapımı Van’da da eski yıllara uzanmaktadır. Erek Dağından gelen kar yardımı ve Van’ın yağı alınmamış mis gibi koyun-manda veya inek sütü, şeker ve salep (Yahudi Moşe,  Hasan  ve Hüseyin Gülseven kardeşlerden ) karşımı ile dondurma yapımı 1940’lı yıllarda başlamıştır. 

Geleneksel yöntemlerle dondurma tahtadan yapılan fıçının içine 20 cm çapında, 70 cm uzunluğunda, 5 kg süt alan bakır veya galvanizli sacdan yapılmış, kapağı olan (tulumba denilen) silindir fıçı içinde yapılırdı. Metal fıçının içine önceden dondurma için kaynatılarak hazırlanan karşım süt dökülürdü. Tahta fıçıya yerleştirilen metal fıçı arasındaki 10 cm’lik boşluk bir sıra kar üstüne tuz, kar-tuz (Tuz, karın erimesine neden olur ve işlemdeki sıcaklığı, tatlı su donma noktasının altına düşürür. Düşük donma sıcaklığı dondurmanın yapılmasına yardımcı olur.) şeklinde doldurularak sıkıştırılırdı. Çevresi karla kaplı metal fıçının kendi ekseni etrafında el yardımıyla orantılı hızda çevrilmesiyle birlikte dondurma oluşmaya başlardı. Metal fıçının kapağı on beş dakikada bir açılarak kontrol edilerek dondurmanın havayı emerek istenilen kıvamda olması sağlanırdı.  Ahşap dondurma fıçılar Hamit Ekinci ve diğer marangozlar, galvanizli dondurma fıçıları tenekeci ustaları tarafından yapılıyor.  Galvanizli metal fıçı çevrildiği için tabanın aşınmaması düşüncesiyle alt kısmı pirinç  saç ile kaplanıyor.

    Geleneksel yöntemlerle dondurma yapımı           

Yaklaşık bir iki saat süren çevirme sonrası sertleşen dondurma sakız gibi uzayan, kolay kolay erimeyen kıvama ulaştığında bu kez  dondurma sopasıyla dövülür. Dövüldükçe kabaran dondurma adeta kaymağa dönüşerek eşsiz lezzet kazanır. Dondurmacıların ‘’kaymak dondurma’’ reklam sözcüğü bu işlemden gelir.

VANLI DONDURMACILAR

Cumhuriyet sonrası Van’da 1945'de ilk  pastaneyi açan isim askerlik sonrası Van’a yerleşen Doğan Pastanesi sahibi Rizeli Nuri Sönmez (Pastacı Nuri Usta)’dır. Nuri Usta dondurma makinasının olmadığı yıllarda Erek Dağından getirilen kar ile Van'da ve çevresinde dondurmayı yaparak pastanesinde satan ilk işletmecidir. 

Nuri Usta’nın Tepebaşı mahallesindeki evi ve işletmesinin arkasında büyükce kar kuyusu bulunmaktaydı. Kar yağdığında kuyuya kar basardı. Yaz mevsimi geldiğinde kuyudaki karın kısa sürede tükenmesinin ardından  kar ihtiyacı karcılar  tarafından  karşılanırdı. Nuri Usta ile birlikte çalışan Necat Tüfekçi dondurma yapan Vanlı isimlerden biridir. 

Dondurmacı Sıddık Taşdemir 

      Van dondurma makinasıyla 1950 den  sonra tanıştı     

Van’da ev işletmesinde geleneksel yöntemlerle dondurma yaparak arabada satan ilk isim Dondurmacı Sıddık Taşdemir’dir. Sıddık Taşdemir dondurmacılığa Kahramanmaraş'ta başlamış muhacirlikten döndükten sonra mesleğe memleketi Van’da 1940’lı yıllarda  çocuklarıyla birlikte devam etmiştir. Dondurma satışını önceleri  elde taşınan fıçılarda yapmış.

             Dondurmacı Süleyman Avcı

            

Türkiye’de salepli dondurmayı ilk defa 1925’de, Halep’te işlediği bir suçtan dolayı kaçarak Kahramanmaraş’a gelen Hacı Mehmet isimli şahıs yapmış. Hacı Mehmet yanına çırak olarak aldığı Vanlı Sıddık Taşdemir’in Kahramanmaraşlı ilk eşinden olan oğlu Kel Ali (Ali Kıyak 1912–2006)’ye dondurma yapımını öğretmiştir. Kısa bir süre (4–5 yıl) sonra Hacı Mehmet’in Suriye’ye dönmesinden  sonra Kel Ali evinde Ahır Dağı’ndan temin edilen kar ve keçi sütü ile Halep’ten gelen kalıp (kelle) şekerle dondurma yaparak başlangıçta omzunda/el arabasında taşıdığı külekte, sokaklarda, daha sonra Maraş’ta sahibi Türk olan ilk dondurma dükkânını açarak satmaya başlamıştır Ali Kıyak’ın çocukları Kahramanmaraş'ta dondurmacılığa  bugünde devam etmektedir. 

Sıddık Tasedemir'in oğlu Dondurmacı Kel Ali

Van’da geleneksel yöntemle dondurma yapan ve satan diğer dondurmacılar arasında Mecit Kali, uzun yıllar dondurmacılık yapan Süleyman Avcı, Osman Avcı kardeşler, Hudeyda Öksüz, Abdullah Öksüz, Mecit Öksüz kardeşler, Şaban Düzen, Yusuf Düzen kardeşler, İbrahim Tekkuş, Mahmut Aldi, Muharrem Çalış gibi isimler yer almaktaydı. 

1950’li yıllarda  Van’ın ilk ve tek parkı olan Şehir Parkı ( Halkevi eski bahçesi-Merkez Bankası’nın yeri) işletmecisi Bahri Koç’un kardeşi Ergül Koç  Pastacı Nuri Sönmez’den dondurma yapımını öğrenerek Erek Dağı'ndan getirilen karla dondurma yaparak müşterilerine sunmuştur.

Bazı dondurmacılar önceleri elde taşınan dondurma fıçılarında satış yaprak mesleğe başlamışlar. Elde taşınan dondurma fıçısı güneşten etkilenmeyecek şekilde beze sarılır, ortasından geçirilen ağacın bir ucundan usta, bir ucundan çırak tutarak sokaklarda, insan yoğun olan yerlerde sıcaktan bunalan insanların dondurma ile serinlemelerine yardımcı olurlardı. 

İlerleyen yıllarda öce mini dondurma arabalarında daha sonra  dört adet bisiklet tekerleği, güneşliği olan  temiz ve süslü arabalarda dondurma satışı yapılmaya başlanmış ve yaygınlaşmıstır.


Sabah satışa hazır dondurma dolu metal fıçı arabadaki yerine yerleştirilerek etrafı karla beslenirdi. Gelin arabası gibi süslenen, altında yedek kar dolabı olan  dondurma arabası erken saatlerde çarşıda yerini alırdı. 

Dünyanın en sevilen sokak gıdalarından biri olan dondurma New York, Londra, Berlin, İstanbul, İzmir ve diğer şehirlerin sokaklarında olduğu gibi Van’ın sokaklarında satılırdı. Yaz aylarına denk gelen  Mili bayram günleri, futbol müsabakaları olduğu günlerinde, sinema okul, hastane, askeri kışla önlerinde dondurma arabaları yaz boyunca eksik olmazdı.  

Külahın olmadığı yıllarda Van’da dondurma metal küçük şekerliklere bırakılır çay kaşıklarıyla yenilirdi. Külahın 1960’tan sonra Van’a gelmesiyle birlikte donduruma  küllahta yenilmeye başlandı. Nuri Usta pastanesinde günde 40-50 kg dondurma satarken seyyar dondurmacılar günde 5 ila 20 kg arasında dondurma satılıyordu. Dondurmacı arabalarında dondurmanın yanı sıra ev yapımı limonata orta boy cam kavanozlar içinde satılırdı. Uzun ince cam bardağın yarısına kadar kar, üstü limonata doldurularak içime hazırlanırdı. 

ANI

Doğduğum, çocukluk ve gençliğimin en güzel, en heyecanlı ve en mutlu günlerinin geçtiği; Tepebaşı/Valimithatbey Mahallesi, Çavuşbaşı- Askeri sokaklar insanıyla, sosyal yönüyle hayat doluydu. 

Kehriz suyundan kana kana içtiğim ve su kanalında yüzdüğüm; milav, melikan, aşuğ, top, birdirbir oynadığım; kızak kaydığım, bisiklet sürdüğüm; fener alayı ve askeri bandonun geçişini heyecanla izlediğim; Komşumuz Hasan Yamaç ailesinden ve askeri bandodan yükselen müzik sesine kulak kabarttığım; Akköprü Deresi’nin coşkun suyunun kenarında yayılan camuşların yanı başından yarpuz topladığım; Sıhke’den gelen öküz arabalarından saçılan kavun kokusuna avcumdaki parayla koştuğum; Faytonların arkasına asılarak arkadaşımın ihbarıyla yağlı kırbaç yedim... Eski futbol sahasında maçlar izledim top oynadım... Çember çevirdiğim arkadaşlarımla henüz çocuk yaşlarda Zimzim Dağına oyulmuş 52 merdiveni adımlayarak Uratukarin iiin o başkenti Toprak Kale'nin zirvesine çıkarak daha betona çirkin mimariye ve çarpıklığa yenik düşmemiş yeşil Van şehrini saatlerce izlediğim güzel komşularımızın çevrelediği sokakta bahçeli kerpiç evimiz şimdi gerilerde kaldı. 

Babam İsmail Kali ağabeyime uğraş olsun diye 1963  yılında Erek Dağından getirilen kar ile evimizde dondurma üretimi yapmaya başladı.  Hazırlıkları sabah erken saatlerinde başlayan dondurma yapımı aile içinde şenliğe dönüşürdü.

 Koca iğde ağacına asılı radyodan sabah türküleri eşliğinde süt, salep ve karın buluşması  sonrası sakız gibi, lezzetli dondurma yapılırdı.

Kim fıçıyı daha hızlı ve uzun süre çevirecek diyerek aramızda yarış yapardık.  Dondurma hazırlanırken çardağımızın altında semaver cızıltıyla kaynar, rahmetli anacığım özenle hazırladığı kahvaltı bizleri beklerdi. Mini dondurma arabasına satışa hazır dondurma fıçısı, yedek bir iki kar kalıbı yüklenerek kahvaltısını yapmış olan ağabeyime ve yardımcısına teslim edilerek uğurlanırdı. 

Bahçemizin güneyinde, komşumuz rahmetli Süleyman Pala’nın evinin kuzeyinde, kaysı ağacının gölgesine düşen yerde iki metrekare genişliğinde bir metre derinliğinde kar kuyumuz vardı. Karcıların Erek Dağından eşeklerin sırtında getirdiği kar kalıpları, kar kuyusunda altı saman üstü telis, yün örtü ve ot ile örtülerek muhafaza edilirdi. Çünkü kar ihtiyacı her an ortaya çıkabilir, ama her zaman bulunamayabilirdi.

Eşeklerin sırtında gelen kar kalıplarını kuyuya yerleştirmek, dondurma fıçısını çevirmek ağabeylerim, ablalarım ve benim için mutlu uğraş ve eğlenceydi. 

Ağabeyim dondurma satışını dedemin görev yaptığı mahallemizin yakınındaki eski Devlet Hastanesi önünde yapardı. Külahta dondurmayı 10, 25, 50 kuruşa satardı. Ağabeyim keyfe keder yaptığı dondurma satışından sıkılınca rahmetli babam ikinci yaz sezon sonunda işe son noktayı koymuştu. Geride ailemizi mutlu eden eğlenceli dondurma yapımı macerası anıları ve yaptığımız dondurmayı doyasıya yemenin eşsiz keyfi kar kalmıştı.  

ÖNERİ

Teknolojik gelişmelerle birlikte, karcılık ve geleneksel dondurmacılık 1970’den sonra azalmaya, 1980'li yıllara ulaşmadan tarihe karıştı. Günümüzde, yerli ve yabancı turistler yöresel lezzetlere daha çok  ilgi göstermektedirler. 

Girişimciler bu düşünceden hareket ederek yaz mevsimi boyunca kültür ve turizm amacıyla karcılık ve geleneksel dondurmacılığı yeniden canlandırabilir.

Ekonomik getirisi olan  iki  meslek, düzenlenecek “ Kar ve Dondurma Festivali” ile desteklenerek Van'ın gastronomi kültürüne, turizmine katkı sağlayabilir.

             Van'ın kar ve dondurma öyküsü 

                           Dondurma fıçısı 

                          Erek Dağı ve karı 

Van'ın kültürel mirasını yaşatmak, geleneksel mesleklerin korunması, yaşatılması ve tanıtılmasıyla mümkündür. Böylece, hem geçmişin lezzetlerini geleceğe taşıyabiliriz hem de şehrimizin kültürel zenginliğini dünya ile paylaşabiliriz.


Teşekkür: 

Karcılar ve dondurmacılarla ilgili bilgilerini paylaşan kıymetli dostlara, Erek Dağından fotoğraf gönderen arkadaşım Ferzende Coşar'a teşekkür ederim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mustafa Yıldızbaş ile Geçmişe Yolculuk

VAN’A DEĞER KATAN MUHTEŞEM PROJE

ESKİ CEZAEVİ CADDESİ'NİN BİLİNMEYEN HİKAYESİ