Ana...
Hayatımın tadı tuzu canım anneme..
Babasının, amcalarının 1915'te canlarını kurtarmak üzere Van'dan göç ettiği Kerkük'te Kale Mahallesi'nde dünyaya geldi. Gençlik çağında 1940'lı yılların başında ailesiyle birlikte sevdalı oldukları düşman işgalinden yanıp yıkılarak kurtulan ata baba toprağı memleketleri Van'a döndü..
Muhacir olan babaannesinin adını taşıyan güzel kızı Reyhan seferberlik yıllarında babası Siirt'te Jandarma Çavuşu iken şehit olan ve sonrasında annesini de kaybederek yetim ve öksüz kalan... Dedesinin adını taşıyan amcasının oğlu Mecit ile babasının arzusu üzerine evlendi. Evlenme hikayesini bir Hıdırnebi gününde evlerinin damına bıraktığı çöçeyi kuşun götürmediği anısıyla noktalardı.
Kehrizlerin, zernebat çeşmelerinin mahalle köşelerinde aktığı, her yerin yeşille bezeli olduğu, herkesin birbirini tanıyıp sevip saydığı Van'ın en güzel olduğu yıllardı. O yıllarda Tepebaşı Mahallesinde 4'ü erkek 3'ü kız 7 çocuk dünyaya getirdi.
Bahceli, çardaklı kerpiçten evinin tahta tabanlı, küpeli, karanfil, sardunya çiçekleri ve semaverin süslediği iki tam bir yarım kerpiçten örülen dikdörtgen pencereli odanın tavanındaki döşemelerden sallanan kare beşikte, bağrında ve dizlerinde çocuklarını sallayarak vatan ve Van sevgisi, anılar ve kiki zaman hüzünlü kimi zaman neşeli hikayelerle ama sevgiyle büyüttü.
Saçları gibi yüzü de gönlü de akça pakçaydı. Bir yanı yıkık hüzün doluydu. Sevinçlerinde, mutluluklarından dahi hüznün rengi, kokusu vardı. Bilinç altına yerleşmiş kaç-göç travma ve psikolojisi vardı. Yokluğu da bilirdi, tokluğu da Fedakardı, cesurdu, sözü özü birdi.
Ailesinin, mahallenin akıldanesi, barış elçisiydi. Kavgaları sona erdirmek, kem sözleri dindirmek, yemeklere lezzet eklemek, yanlışları gidermek hep ona düşerdi.
Yaptığı Van yemeklerinin lezzetini yiyen bilir yeme şansı olmayanlar duyardı. Paylaşmak bölüşmek en büyük zevkiydi. Misafir ağırlamak onun adeta bayram günleriydi.
Usul, edep erkanı bilir, gençlere incelikle öğretirdi. Bilgeliği ile ışık saçan hayat öğretmeniydi. Sevgisi hakikiydi hemen hissedilirdi.
İnsan ilişkilerine büyük önem verirdi.Kimseyi kırmaz incitmezdi. Hassas kırılgandı. Kin, nefret bilmezdi. Kendisine göre doğal başkasına göre garip gelen huyları da vardı. Mesela sofraya denk gelen misafirin bir lokma da olsa yemek teklifini reddetme şansı hiç yoktu. Zira " belki utanır, sonra canı ister evinde yapsa da aynı koku ve lezzeti belki almayabilir " der sonuna kadar ısrar ederdi.
Her Vanlı gibi genlerine işleyen işgal, açlık yıllarının endişesiyle çocuklarının, yakınlarının üzerine titrerdi. Hep bir tedirginlik içindeydi.. Seferberlik yıllarında kalma "Ne olur ne olmaz" düşüncesiyle odunlukta yakacağını, kilerde erzağını eksik etmezdi. Badanayla beyaza bürünen evi her zaman bahar esintisi veren temizlik kokardı.
Babam ile hep sevgili saygılıydı. Evlat, gelin, damat, torun sevinci de yaşadı. Koca, evlat, bacı, kardeş acısı da gördü. Ancak evlat acısı yandırdı yaktı, yıktı.
Bayram sabahları yitirdiklerine hüzünle, düğün derneğin getirdiklerine gizliden gizliye sevinçle gözyaşları dökerdi. Hayatı düzgün duyguları karmaşıktı.
Yapıcıydı, güvenilirdi. Kırılan camı da canı da onarmaya çalışırdı. Yaralara merhem olur sarardı. Her yaş için iyi bir arkadaş, yoldaş, sırdaştı. Her çocuk onun öz çocuğu gibiydi. Ayıpları, kusurları örter sevinçleri, mutlulukları ortaya saçardı. Çocukları, ailesi, sevdikleri ve başkalarını mutlu etmeye adamıştı kendisini adeta.
Doğuştan sosyal ve çevreciydi. Temizlik hastasıydı. Evinin avlusunu ve sokağını hep temiz tutardı. Temizlik düzen disiplin hastasıydı.
Kolu komşunun, akrabanın hastasında, sıkıntısında kendisini vicdanen sorumlu hisseder, mutlaka bir şeyler yapardı.
Bilgi birikimiyle yaptığı doğal ilaçlar, hastalara şifa olurdu. Tavsiyeleri çoluk çocuğu olan annelere kurtarıcı gibiydi.
Erkeğe de kadına da "Gardaş" diye seslenirdi. Sesi soluğu çıkmayan komşu, akraba, eş dostu merak eder arar sorardı.
Yeni gelinlerin, yuva kuranların, aile içinde sorunu olanların Marko Paşası gibiydi. Sözü yere düşmez, başındaki leçeği zorlu zamanlarda barışçı rol oynardı.
Ölüsü olanın acısında helvasında, düğün derneği ve hacısı olanın sevinç pilavında tarifi, çorbasında tuzu vardı. Kavurma kazanın başında şalvarıyla ustabaşı, öğretilerinde mihenk taşıydı.
Akraba misfir kadın ve kızların yıkadığı kap kaşık içine sönmemişse çaktırmadan bir kez daha yıkayacak kadar da titizdi.
Sonbaharda kırılan palut odunları kalem gibi odunluğa istif ederdi. İsrafa izin vermez, cömertlikten haz duyardı.
Şekerden una, yağdan bulgura, kavurmadan tarhanaya, kışlık yoğurttan erişteye bütün yiyeceklerini dualarla yıkadığı ağzı kapaklı tenekelerde muhafaza ederdi.
Bir yaz günü legendeki bir teneke kavurgalık sütlü buğdayı kapı önünde sütünü çekmesi için güneşe bırakarak evde işe koyulmuştu. Günlerdir emek verdiği sütlü buğdayı komşunun serseri ineği kısa sürede yiyip silip süpürmüştü. Akşam vahim olayı kendisinden dinlediğinizde biz gülerken o onca emeğine üzülmüştü.
Gittiği memleketlerde izzet ikram görürdü. Lakin birkaç gün sonra tansiyonu yükselir nefesi daralırdı. Memleketi, anavatanı Van'ı hemen özlerdi. Dönüşünde "Ben memleketime kurban olayım" derdi. Onun gözünde dünyanın en güzel yeri, yaşanacak tek memleketi Van'dı. Van demek ona candı, canandı. Çevresindekilere "Memleketinizi terk etmeyin, yerinizi yurdunuzu satmayın" diye öğütlerde bulunurdu.
Evi emanet edilen öğrencilerin, garip memurların öz evleri gibiydi. Akraba ve tanıdıkların öğrencilerine burs verme şansı yoktu. Ama özellikle idealist, çalışkan öğrencileri öz evladı gibi sahiplenir; yıkar, yedirir doyurur eğitim hayatlarında yönlendirerek içtenlikle desteklerdi.
Bizim de sevenlerinin de "Reyhan anası" sendin. Derdimize yanan, hayatın yükünü alan sendin ana.
Bir düğün mutluluğu sevinci arifesinde, baharı görmeden, tamda sana ihtiyacımız olduğu zaman ansızın veda edip gittin ana.
Senden sonra kokun, izin, sesin duvarlarına sinen 80 yıllık eski evimizde yıkıldı çöktü ana.
Bahçemizde dallar kırıldı, çiçekler soldu ana. Yuvamızın yerine betondan yeni ev yapıldı. Ama ruhsuz, renksiz duruyor ana.
Sensiz hayat şimdi tuzsuz yemek gibi lezzetsiz ve yavan ana.
Sanki dünyaya hiç gelmemişsin. Geride güzel hatıraların, sıcak gülüşün yüreğinle dokunuşun kaldı ana. Adın, özlemin var ama sen yoksun ana.
Dediler "yalnızlık nedir"
Dedim anadan ayrı düşmektir.
Senden sonra insanlar da, düzen de, özen de hepten bozuldu ana.
Yol yürünmez, dost görünmez, hasta sorulmaz, kadir kıymet ve ahde vefa bilinmez oldu ana.
Şimdi herkesin her şeyi var. Evler de çok geniş fakat gözler, gönüller daralmış ana.
Sen Akköprü'de biz buradayız. Hem çok yakın hem çok uzaktayız sana. Evlatlarından, torunlarından, akrabalarından, seni bilenlerden tanıyanlardan, gözü gönlü seni arayanlardan dualar selamlar var sana ana.
Ruhun şad mekanın cennet olsun Reyhan Ana

Yorumlar
Yorum Gönder